DOLAR %
EURO %
ALTIN 1.128,40-2,33
BITCOIN 4399810,21%
Ankara
-1°

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

23 okunma

İsmail Sarp Aykurt: Afişler ideolojik ve canlı öğeler

ABONE OL
24 Aralık 2022 09:30
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu yüzyılın en büyük propaganda araçlarından biri olan afişler, geçmiş yüzyılda da özellikle orduya asker alımlarında en önemli çağrı aracıydı. İsmail Sarp Aykurt, ikinci dünya savaşına katılan ülkelerin kendi savaşlarının haklılığına ikna etmek için kullandığı afişleri incelediği ‘Bir İdeolojiler Alanı Olarak İkinci Dünya Savaşı ve Siyasal Propaganda: 1939-1945 Savaş Dönemi Afişlerinin Karşılaştırmalı Analiz’ adlı doktora tezini kitap olarak yayımladı.

İsmail Sarp Aykurt ile bugün bazıları var olmayan ülkelerin savaş propagandası afişlerini konuştuk.

İsmail Sarp Aykurt

‘PROPAGANDA BİR İKNA FAALİYETİDİR’

Kitap, 1939-1945 arası İkinci Dünya Savaşı’na katılan ülkelerdeki insanları savaşa ve orduya katılmaya çağıran afişleri içeriyor. Savaşların haklı, haksız ya da bazen her iki taraf açısından da haksız olanları var. Savaş afişleri de insanları savaşların haklı olduğuna inandırmak ve savaşa katılmalarını sağlamak için yapılıyor. Bu afişleri incelerken “ikna” konusunda hangi öğeler dikkatinizi çekti?

Evet. Öncelikle şunu belirtmek gerekir diye düşünüyorum. Dediğiniz gibi, savaş ifadesine hangi ideolojik filtrelerden baktığınız önemli. Örneğin sınıf savaşımı ile emperyalist savaş arasındaki farkı ortaya koymak önem taşıyor. Çünkü hepsini aynı kefeye koymak siyasi olarak olanaksız. Savaş ve işgal afişleri, toplumların siyasal, sınıfsal ve estetik öğelerini anlatıyor. O nedenle sadece bir ‘tasarım’ olmaktan uzak ve ikna araçları olarak anlam kazanıyor.

Afişleri incelerken kimi bağlamlarda birbirine yaklaşan bazı kalıplar olduğunu gözlemledim. Ancak bu kalıplar sınıfsal, toplumsal saiklerle ortaya konmuş. Örneğin savaşı kendi coğrafyasında yakıcı bir şekilde deneyimleyen Sovyetler Birliği ile görünürde aynı kamplaşmada yer alan ve savaşı genel olarak kendi toprakları dışında sürdüren Amerikan afişlerinin aynı ikna aygıtlarını kullanması öngörülemezdi. Propaganda, ikna ve teknikleri çeşitli ve farklı görünümlerde. En çok dikkatimi çeken, belki ortak diyebileceğimiz teknik düşman saptama olarak öne çıktı. Bunun aktif kullanıldığını görüyoruz. Zaten propaganda bir ikna faaliyetidir. Savaşın tarafları ya da işgal bölgesinde konumlanan dış güçler oradaki halkı savaşlarının meşru olduğuna ikna etmek zorundalar. Bu anlamda her türlü geleneksel sembolün yanı sıra duygusal öğeye de yer verilmiş.

Bu anlamda algı yönetimi, psikolojik savaş da devreye girmiş durumda. Ancak öne çıkanlar arasında kültürel, sembolik ve duygusal öğeler olduğunu söylemek olanaklı. Kitapta hem bu duygu analizi ve göstergeler olabildiğince incelenmeye çalışıldı hem de afişler propaganda teknikleri açısından bir değerlendirmeye tabi tutuldu. Şunu da eklemeliyim, savaşlarda toplumsal meşruiyet önem kazanır. Savaşlar siyasetin farklı bir kulvarda cereyan eden bir uzantısı olmakla birlikte, propagandaya da savaşların diplomasisi olarak anlam yüklenir. Bu nedenle ikna yöntemleri toplumsal saiklere göre değişse de amaçlar genel olarak benzer kalır. Yine küçük bir örnekle bitireyim. İncelediğim afişler arasında Alman iş birlikçisi, Müslüman Boşnak ve Katolik Hırvatlardan oluşan Hançer Tümeni ve Ustaşa ve Çetnikleri içeren Yugoslav faşizmi de var. Bunların da ikna yolları çeşitli. Yine benzer hedefler güdülüyor sonuç için ancak burada dini öğelerin de yoğun kullanıldığı, ideolojik yelpazenin farklı bölgelerini temsil eden güçler var. İkna, planlanması gereken bir süre bu nedenle. Savaş döneminde de bunun yapılmış olduğu aşikar.

‘AFİŞLER SAVAŞI DÖNÜŞTÜRMENİN BİR YOLU’

Savaşın başlangıcında Nazi orduları Moskova önlerine kadar geldi, çok geniş bir alanda yüzlerce şehir ve kasaba Alman işgali altındaydı. Belki de bu yüzden Sovyet savaş afişlerinde dikkatimi çeken hem sivil hem askeri figürlerin bir arada kullanılması oldu. Bu afişler galiba biraz da savaş alanındaki gelişmeye bağlı olarak şekilleniyor. Sovyet afişlerindeki bu yansımayı anlatır mısınız?

Evet, savaş başladığında hızlıca ve mekanize birliklerle ilerleyen Nazi ordularının geçici başarısı fark ediliyor. Ancak daha sonra Nazi güçlerinin Moskova’nın hemen girişinde, Stalingrad’ta, Volga kıyılarında Kızılordu’nun, partizanların ve halkın topyekûn dayanışmasıyla süpürüldüğünü biliyoruz. Buna yansıyan afişler de mevcut. Bu afişlerde öne çıkan, sosyalist yurtseverlik ve dayanışmadır. Bu, afişlere de yedirilmiş durumda. Sovyet direnişi, bu anlamda tarihsel bir birliktelik örneği olarak öne çıkıyor. Askeri ve sivil öğelerin aynı afişlerde bulunması da bu yüzden. Bu afişlerde örgütlülük vurgusu da yer alırken, kimi zaman görünümler öfke, kararlılık ve direniş metaforlarıyla bezenmiş durumda. Öte yandan bir kederi de anlatıyor ancak bu kederli halden direnme azminin filizlendiği fark ediliyor. Çünkü sloganlarda, tasarımda, tasvir edilen insan siluetlerinde hep aynı kararlılık hali var. Bunu partizan örgütlenmesinde, halkın çocuklarını savaşa bilinçli bir şekilde anavatan savunması için göndermesinde ya da Moskova’nın işçi ve emekçi kitlelerle birlikte savunulmasında görüyoruz. Kesinlikle etkileyici, ikna ediciliği yüksek ve açıktır ki merkezi bir planlamaya yaslanan afişler bunlar. Ve elbette ki afişler de ideolojik ve canlı öğeler. SSCB’ye karşı girişilen Barbarossa Harekatı’nın başından söz ediyoruz. Yani 1939-1945 momentinde çok şey değişiyor ve afişler de buna uygun bir şekilde biçimleniyor. Savaş alanındaki gelişmeler afişleri dönüştürürken, afişler de savaşı dönüştürmenin bir yolu olarak sivriliyor. O nedenle de bu kavramlar ilişkili öğeler.

‘AFİŞLER ÜZERİNDEN TOPLUMLARI OKUMAK OLANAKLI’

Afişler arasında şöyle bir farklılık var sanırım. İşgal edilen ülkelerde savaşa katılma çağrısında bulunan afişlerdeki simgelerde sivil öğeler daha ön plana çıkıyor, mesela Fransız afişleri bana daha az militarist göründü. Sanki sanatsal yönleri de daha yüksekti. Bu afişleri kimlerin tasarladığına ilişkin bilgiler var mı? Bunlara sanatçı diyebiliriz herhalde.

İşgal propagandasının önemi de aslında burada. Bir yeri militarist bir yolla ele geçirdiğinizde işgalin sadece askeri yönünü başarmış sayılırsınız. Ancak bu eksikliktir, işgal ettiğiniz yerdeki sivilleri de kapsamanız gerekir. Çünkü işgal propagandası olarak çerçevelediğim kavram seti, aynı zamanda kültürel bir misyonla hareket eder. İşgalci güç işgal ettiği bölgede ne kadar meşruiyet elde ederse, orayı yönetme ve yönlendirmedeki etkinliği de o kadar artar. Burada hedef, askeri misyonlardan ziyade, halka dönüktür. Bu nedenle bahsettiğiniz sivil öğeler bu türden afişlerde daha çok kullanılmıştır. Fransız afişleri bu açıdan ilginç. Fransız afişlerinde dikkat ettiyseniz 3 farklı tür var. Müttefik kampta yer alan Fransız afişleri iki yönlü. Biri Charles De Gaulle’ün Londra’dan yönlendirdiği “Özgür Fransa”, diğeri ise doğrudan Fransız komünistlerinin dayanışmasıyla örgütlenen FTP. Yani Fransız Partizanları ve Savaşçıları Örgütü.

Bu afişlerde askeri yönler var olsa da vurgu, dayanışma, yurtseverlik, müttefiklik, özgürlük, ulusal bağımsızlık gibi öğelere daha çok yaslanmış durumda. Aslında bu iki güç benzer bile değil. Sadece savaş döneminde bir hedef ortaklığı var. Bu nedenle farklı ideolojik uçları temsil ediyorlar. Mihver güçlerin içerisinde yer alan kukla Vichy rejimi ise Nazi propaganda aygıtının idaresinde. Bu nedenle işgal propagandasının önemli bir örneği denilebilir. Oradaki hedef kimi zaman düşman saptamaya varıyor kimi zaman ise halkı yanlarına çekmek için “sizden biriyiz” görüntüsü vermeye odaklanıyor. Dediğim gibi, ihtiyaçlar belirleyici…

Afişlerin kimler tarafından tasarlandığına ilişkin bazı bilgiler mevcut. Ancak bunlar genelde tasarımın gölgesinde kalmış duruyor. Afişler bence sanatın bir parçası ve afişler üzerinden toplumları okumak da olanaklı. Günümüzde aurasını kaybetmiş olsa da ve endüstrinin bir kolu olarak işlev görse de afişin ve afiş sanatçısının önemi korunmalı diye düşünüyorum.

Afişlerde genellikle liderler gözükmüyor. Bu İkinci Dünya Savaşı’nın tipik özelliği midir, yoksa sizin tercih ettiğiniz afişlerde mi böyle? Çünkü, Hitler, Stalin, Roosevelt, Churchill gibi aslında güçlü liderlerin olduğu bir dönem.

Aslında liderler kimi başlıklarda öne çıkıyor. Elbette bu, benim tercih ettiğim afişlerle de ilişkili. Tipik bir özelliktir demek için daha kapsamlı bir araştırma gerekli. Ancak örneklerle anlatmak isterim. İngiliz propagandasında Churchill önemli bir figür. Kimi zaman sözleri çok fazla öne çıkartılmış durumda. Stalin gibi savaşın seyrini değiştiren önemli bir figürün de kullanıldığı örnekler var. Ancak izlenimim Mihver güçlerin afişlerinde liderlerini daha çok öne çıkardığı yönünde. Bu tesadüf değil. Çünkü faşist, militarist güçler kuramsal olarak da bilinen haliyle kült lider olgusu, otorite, güç, lidere kutsallık atfetme ya da ilahlaştırma gibi öğeleri daha sık kullanır. O nedenle Mihver güç odaklarının bunu daha çok öne çıkartmayı tasarladıkları öne sürülebilir. Mussolini, Hitler ve General Hideki Tojo gibi faşist liderler yücelik atfedilmiş bir bir misyonla kimi zaman “tanrısal ırk” mertebesine yükseltilmişlerdir. Zaten faşizm de bu şekildedir. Bu anlamda şaşıracak bir şey olduğunu söyleyemem. Mesela çok dile getirilen örnek değildir. Japon İmparatorluğu’nda itaat, savaşçılık ve sadakat duyguları öne çıkarılmıştır. İlginçtir, Japon militarizmi ve propaganda aygıtı, İmparator Hirohito’dan ziyade ikincil plandaki General Tojo’yu öne çıkartmıştır. Bunun nedeni, Meici Anayasası’nın imparatoru tanrısal bir kategori içerisinde değerlendirmesidir. Evet, güçlü liderliklerin olduğu bir dönem. Ancak kullanım pratikleri farklı. Ancak altını çizeyim, Mihver güçlerde daha homojen bir durum söz konusu diyebilirim. Ancak Müttefikler daha farklı. Çünkü orada bir hedef ortaklığı olsa da birbiriyle uyuşması olanaksız olan Sovyetler Birliği ile Britanya-ABD cephesi var. Buraya bakarken böyle düşünmeyi de önermiş olayım.

Bir İdeolojiler Alanı Olarak İkinci Dünya Savaşı ve Siyasal Propaganda: 1939-1945 Savaş Dönemi Afişlerinin Karşılaştırmalı Analiz, İsmail Sarp Aykurt, 298 syf., Nobel Bilimsel, 2022.

İşgal edilmiş bir bölgede, daha önce adı sanı duyulmayan Tito gibi bir liderin Yugoslav direniş afişlerinde yer alması beni şaşırttı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tito aslında önemli bir figür savaşta. Tito Yugoslavya’sının henüz ortada olmadığı bir dönemde Tito, Yutoslav yurtseverleri nezdinde sivrilen bir kişilik. Ulusal Kurtuluş Ordusu’nun da lideri konumunda. Daha sonraki yıllarda yani Sosyalist Yugoslasvya’da Tito’nun üstleneceği toplumsal harç olma misyonu belli ki bu dönemde, yani direniş mücadelesi içerisinde olgunlaştı. Tito, halktan biri olarak gösteriliyor kimi afişlerde, keza öyle de. Ortaya konan ve çok basitçe farklı etnik kökenlerden gelen ve o coğrafyadaki tüm halkların bir arada bulunmasını hedefleyen ideolojik akım olan Yugoslavizm için de Tito o dönemde zengin bir kaynak rolünde. Tito burada tüm halkların ortak mücadelesini yürütme göreviyle donatılmış durumda. Keza Tito, sonraki yıllarda Yugoslav halklarının birleşmesinde önemli bir pozisyonda yer alıyor. Bu dönem, devrimci güçlerin öne çıktığı bir dönem. Komünist Parti bu dönemde Yugoslav halklarının birliği düşüncesini Marksist düşünceyle birleştirmeyi deniyor. Afişlerin ideolojik kaynağında bu var. Yugoslav partizanlarının direnişi, Tito’nun önderlik ettiği ve Yugoslav Komünist Partisi’nin talimatıyla yerel ve bölgesel ölçekte kurulan Halk Kuruluş Komiteleri ile örgütleniyor. Burada o dönem açık bir Sovyet etkisi de söz konusu. Tito burada bu yurtsever direnişin öne çıkan lideri halini alıyor zamanla. Ve bu yüzden afişlerde bir siyasi tutkal olarak resmediliyor kimi zaman. Ancak unutmamak gerekir, her şeyi kendi nesnelliği içerisinde değerlendirmek gerekiyor.

Dönemin ittifakları da sanırım bu afişlere önemli ölçüde yansıyor. Savaş öncesi iki karşıt kutupta yer alan Sovyet ve İngiltere ile Amerika arasında bir ittifak kuruluyor. Bir yıl önce düşman olanlar müttefik olmuş durumda. Kısa süre önce düşman olarak halka anlatılanın neden şimdi dost olduğunun aktarılması gerekiyor? Mesela İngiliz savaş afişlerinden birinde sanırım Sovyet, İngiliz iş birliğine atıfta bulunuluyor. Burada öne çıkan öğeler neler?

Evet, savaş koşulları içerisinde zorunlu iş birlikleri var. Bu iş birlikleri, bu ülkelerin karşıt görüşlerini ortadan kaldırmıyor. Karşıt görüşler derken, İngiliz ve Amerikan propaganda aygıtlarının birlikte hareket ettikleri de malum. Burada savaş öncesinde, anında ve sonrasına devrolan birçok başlık var. Münih Konferansı’nın sonuçları, Sovyetler için açılmayan, geciken, geciktirilen, savaşın sonuna denk getirilen Normandiya cephesi, 1945’te Mihverlerin beli kırılmışken “propaganda” değeri yüksek atom bombasının Japonya’ya ABD tarafından atılması vb. birçok başlık bu uzlaşmazlıklar üzerinden okunmalı. Ayrıca bir tavsiye, dönemi anlamak için Tahran Konferansı, Churchill’in keskin anti-Sovyetizmi vb. kesinlikle incelenmeli. Ne demek istediğim bu şekilde daha iyi anlaşılacaktır. Sorunuza dönecek olursak, evet dönem ittifakları ihtiyaçlar üzerinden okunmalı. Bunlar geçici ortaklıklar. Zaten 1945 sonrasında post-savaş dönemde her şey ortaya çıkmıyor mu? ABD ve İngiltere, Hitlerci tehlikenin kendilerine yöneldiğini kavradıkları için işin içerisine daha çok girdiler.

Bu savaş sadece Sovyet coğrafyası ile sınırlı kalsaydı şu an başka bir şeyi değerlendiriyor olurduk. Büyük Britanya, Commonwealth ülkeleriyle birlikte geniş bir propaganda bloku. Ancak ben burada İngiliz örneğine odaklanmayı seçtim. Bu bir homojenleştirme için gerekliydi. Yoksa dünyadaki sömürgeleriyle birlikte İngiliz propagandası önemli bir misyona ve ölçeğe sahip. İngilizler afişlerinde müttefiklik kısmını öne çıkarıyorlar. Daha önce kazandıklarına atıfta bulunarak halklarını motive ediyor ve Churchill figürünü öne çıkarıyorlar. O dönemde Nazi uçaklarının adalarına attıkları bombalara karşı bir birliktelik örmeye çalışıyorlar ve hatta burada öne çıkardıkları şey de RAF. Yani Kraliyet Hava Kuvvetleri. Bence bunda başarılılar. Mesaj ise Britanya’nın zorluklara göğüs gereceği, savaşmayı her şekilde sürdüreceği yönünde. Talepleri, İngiliz halkının hükümete kayıtsız şartsız destek olması. Afişlerde kimi mitler oluşturuluyor. Ancak İngilizlerin propagandası da özetle, eski başbakanları Palmerston’un da dediği gibi “kalıcı ilkeler değil, kalıcı menfaatler” üzerine. Bu nedenle müttefiklik bağlamlı afişlere de böyle bakılabilir.

‘AFİŞLER DE SAVAŞIN GİDİŞATI GİBİ DEĞİŞİYOR’

Savaşın gidişatı da afişlere yansıyor sanırım. Nazi Almanyası’nın savaşın ilk dönem afişlerinde askeri öğeler ön plana çıkıyor. “Stalingrad için Savaş” dikkatimi çok çekti. Ama savaş alman sınırlarından içeriye girdiği zaman sivil unsurlar kullanılıyor. “Yaşam ve Özgürlük” için savaş sloganı kullanılmış. Genel olarak Nazi Almanyası’nın savaş afişlerinde, propagandasında hangi öğeler diğer ülkelerden farklılık gösteriyor?

Evet, 6 yıllık sürede afişler de savaşın gidişatı gibi değişiyor. Bu arada resmi tarih bize bunun 6 sene olduğunu söyler. Savaş aslında takvimde daha geriye de çekilebilir. Ancak Nazi Almanya’sının Avusturya’yı ilhakı ile başlatılan süreçte afişler bize kronolojik bir okuma sunuyor. Alman ordusu, üniforması, sembolizmi, gotik yazıları, mistik olarak servis edilen öğeleriyle vb. başlı başına bir araştırma alanı. Askeri öğeler de bunun en önünde duruyor zaten. Stalingrad için ise savaşın düğüm noktası diyebilirim. Önemi hem stratejik hem de propagandif. Burası önemli bir yerleşim yeri ve Stalin şehri olarak geçiyor. Buranın alınmasının ajitatif önemi büyük. Bu nedenle burayı almayı kutsallaştıran afişler var. Hatta savaşın akıbeti bilinmezken Goebbels propagandası o kadar emin ki kendilerinden sadece askere alma çağrısı yapmıyorlar. Stalingrad fethedildi afişleri çok önceden yaptırılıyor ancak sonra bildiğim kadarıyla imha ediliyor. Çünkü gerçek farklı işliyor. Savaşın seyrinin değiştiği yerlerden birisi burası. Alman General Paulus’un esir alındığı, yani Alman 6. ordusunun Sovyet 62. ordusu tarafından kuşatıldığı bir andan bahsediyorum. Nazizmin afişlerinde benim faşist-saldırgan vatanseverlik olarak tariflediğim şovenizm hakim. Motif ve kodlar yoğun ve bir gerçek üretme var. Vatanı savunmak için Stalingrad’ta olunduğu fikri verilmiş çünkü kimi afişlerde. Bunun gerçekliği olmadığını biliyoruz. Bu, anti-Bolşevizm ve yaşam alanı stratejisinin ürünüydü. Nazi afişlerinde paganizm, Germanik kökenli simgeler, gamalı haç, kutsallık ve militarist unsurlar hakim. Ancak ideolojik en önemli öge anti-komünizm. Daha önce Mihver ülkelerine değinmiş ve homojen propagandadan bahsetmiştim. Bu homojenliğin hamurunda anti-komünizm olduğu aşikar. Savaş afişlerinde bulunan yaşam, özgürlük, özgürleştirme, kurtarıcılık gibi prestijli sözcükler özellikle yerleştirilmiş. Çünkü bunlar alıcı bulan örnekler ve hala karşılık bulabilecek güçteler. O yüzden afişler değerlendirilirken çoklu bir dönem okuması yapmak zorunlu. Genel olarak kimi yerlerde Nazilerin anti-semitizmi kimi yerlerd de ulusal ve ırksal üstünlük motiflerini de yoğun olarak çerçevelediği görülüyor. Ve afişler genelde bir düşmanlaştırma ve iddia öne sürme fikriyle servis ediliyor.

‘SAVAŞIN GENİŞLEMESİNDE JAPON EMPERYALİZMİNİN ROLÜ BÜYÜK’

Japon propagandası, İkinci Dünya Savaşı ülkeleri arasında en az bilineni. Bu yanıyla Japon afişleri daha çok ilgimi çekti. İktidar askeri bürokraside olsa da, İmparator hala simge olarak çok belirleyici galiba.

Kesinlikle öyle. Japon propagandası genelde çok bahsedilmeyen bir tür ama ilgiyi hak ediyor. Farklı bir veçhe var çünkü. Genelde bildiğimiz birkaç şey. Kamikaze, Pearl Harbor, sonrasında ise Hiroşima ve Nagazaki… Ancak işin daha çok mutfağına girdiğinizde müthiş bir ideolojik yoğunlukla karşılaşıyorsunuz. Kişi kültü, militarizm, geleneksellik, ulusal üstünlük ve şovenizm dozajı oldukça yüksek. Bahsetmiştim aslında, savaş 1939’da başladı ancak savaşın genişlemesinde Japon emperyalizminin rolü büyük. 1939 öncesinde Çin’in Mançurya bölgesine saldırı, Nanking katliamı, Asya’nın yükselişi tezi, Sovyetler ile yaptıkları ve başlattıkları sınır çatışmaları… Güneydoğu Çin ve Güneydoğu Asya hedef olarak belirledikleri alanlar. Düşünceleri Japon geleneğine göre ülkenin ilk insan imparatoru olan Jimnu’ya kadar gidiyor. Amaç da şu. Dünyanın sekiz köşesini de aynı çatı altında toplayabilmek… Japonya için gelenekselliğin misyonu büyük. İktidar askeri bürokraside ancak imparator tanrı katında… Sadakat, itaat, bağlılık konusundaki ilgileri kendilerine “Doğu’nun Prusyası” denmesini de beraberinde getiriyor. Mussolini İtalyası’ndan farklarından biri de bu. Genelde bozmaya dönük bir propagandaları var. Ama ülke içinde etkili. Bu açıdan da Almanya’ya benzer. İki ülkede de halkın kara propagandaya direnişi problemli. Ancak kitapta da bahsediyorum ayrı bir başlıkta, farklı yönler hep var. Kamikaze denen militarist bir intihar eylemi, tören kılıçları, dini bir hedef olarak Şintoizm ya da Japon düzeni miti ayrı bir incelenme alanı. İmparator ise hem bir üst belirleyen hem de kutsallaştırılmış bir aziz rolünde…

Bir de tabi iş birlikçiler var. İşgal edilen ülkelerde iş birlikçi rejimler oluşturuldu, onların da neden iş birliği yaptıklarını anlatmaları gerekiyordu. Tabii direnişi de kötülemeleri. Bu yanıyla Vichy Fransa’sının Ermeni Manuşyan grubunun fotoğraflarını kullandığı afişten söz eder misiniz? Biliyorsunuz Manuşyan Adıyamanlı’dır.

Yerli iş birlikçiler hep var. Özellikle İkinci Savaş’ta katmerlenen bir süreç bu. İyi örnek hep yok. En önemlisi de belki 1940-44 arasında yaşayan kukla Vichy rejimidir. Bu bir protektoraya, yani himayeye benzer. Aslında iş birlikçi Fransızların pek de bir rolü yok yani. Genelde yaptıkları afişler Nazizmi onaylamaya, halkın desteğini Naziler için talep etmeye ve olası direniş örneklerini bertaraf etmeye yönelik olarak kurgulandı. Fransa’da ne kadar bilinir bilmiyorum ancak savaş öncesinde önemli milliyetçi odaklar da vardı. Mesela Action Française bunlardan biriydi. Vichy yönetimi bunlardan da etkilendi ve iş birliğine girişti. Goebbels propagandası da Petain ve Laval’ın yönlendirdiği Vichy’yi iyi kullandı. Fransız halkının güvenini kazanmak, isyanları önlemek ve direnişi kırmak istediler. Ülkenin sözde lideri Petain de “milli bir devrim” ile yeni bir planlama yaptı.

Bahsettiniz, yaptıkları planlamalardan birinin sonucu olarak ortaya konan afiş aslen Adıyamanlı bir Ermeni komünist olan Misak Manuşyan’ın yönlendirdiği FTP-MOI direniş grubuyla ilgiliydi. Manuşyan grubu olarak adlandırılan bu grup, göçmen direnişçilerden oluşuyordu ve aralarında Fransa’dan sorumlu SS subayı olan Ritter’i öldürmek dahil birçok ses getiren eylem yaptılar. Bu eylemler sonucunda direnişin seslenme kanallarının artması bu bahsettiğimiz kızıl afişin yapılmasına neden oldu. Kızıl afişte, partizanlar suçlu olarak gösterilir ve halka “bunlar mı kurtarıcınız?” diye sorulur. Kullanılan dil anti-komünist ve anti-semitisttir. Partizanlar bir suç çetesi olduğu iddiası altında sivil halk içten gelen bu tehlikeye karşı uyarılmıştır. Ancak kızıl afiş tam tersi bir etki yapar. Belki Manuşyan ve grubu öldürülmüştür ancak isyan tetiklenir. Kızıl afiş Fransa’da sembolleşir. Bu da sanırım ki evdeki hesabın çarşıya uymadığı bir örnek çıkarıyor. Kızıl afiş için Aragon’un yazdığı bir şiir vardır ve de yapılan bir film. Kızıl afiş, özellikle kitapta detaylıca incelediğimi düşündüğüm afiş ve partizan hareketleri içinde ayrı bir yerde sayılabilir.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r
gaziantep escort bayan gaziantep escort escort

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

deneme bonusu veren siteler 2023deneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu